Radikal Kitap

Bu alegoride apartman holleri haşlanmış lahana kokmuyor ama hayatın kendisi haşlanmış lahanaya benziyor.

Türkçe bir distopya

Alt başlığındaki gibi bir kara ütopya İkibinseksendört.  Adının yönlendirmesiyle elde olmadan George Orwell’i arıyorum kitapta. Hikâye kalabalık ve havası kirli Londra’da değil Kanada’nın batısında dünyanın en yaşanılır kentlerinden birinde, Vancouver’da geçiyor. Dünya’nın bir bölümü (Kuzey ve Güney Amerika, Avrupa ve Asya’nın bir kısmı belki)  zeki bir internetin yönetimi ve koruması altında.İkibinseksendört’ün bıyıklı olmayan gizli diktatörü, adı Eliza olan bu ağ işte. Evlerde tele-ekranlar yok ama bunun dışında her yerde gözleri var Eliza’nın. Elbette güvenlik için! Dünya’da bilgiye konu olan her şeyi biliyor, herkesi tek tek tanıyor (çünkü isimler birer sayı dizisinden ibaret Eliza için) ve neye ilgi duyduklarından, alışveriş alışkanlıklarına kadar izliyor. Aslında şu anda da öyle değil mi? Arama kutusuna ne yazacağınızı daha önce yazdıklarınızdan hareketle tahmin etmiyor mu?

Eliza sadece izlemiyor ama. Müdahale de ediyor. Elbette güvenlik ve ekonomik istikrar adına! Yaşamları insanların kişisel özelliklerine uygun olarak ama onlara rağmen çiziyor, değiştiriyor.

Bir yarı tanrının gözetimi altındaki yaşamlar güvenli ama bir yandan tedirgin de. Onun hoşuna gitmeyecek bir şeyler yapmak, kararlar almak ve hatta düşünmek de istemiyorsunuz farkında olmadan. Orwell’in tele-ekranları büyüyüp dairelerin dışına taşmış ve bütün hayatı kapsamış. Böyle bir dünyada bireysel isyan mümkün mü o halde?

Evet, kitabın ortamı böyle. Hikâyesi de bu bireysel isyan. Kurgu özenli ve akıcı. Gittikçe artan temposu oldukça ilgi çekici. Belki arka kapak yazısında da söz edilen bilinç, insan bilinci ve formel sistem ilişkileriyle ilgili entelektüel hazlar biraz zorlayıcı olabilir. 2050’lerin bilinçli internetinin bilimsel temellerinin atıldığı tartışmaları içeren ilk bölümlerden bahsediyorum. Konuya ilgi duyanlar için belli ki ustaca yazılmış bölümler. İçine tamamen girilmesi çaba gerektirecek gibi görünse de teorik tartışmaların romanı bir bütün olarak anlamak için gerekli olmadığını da eklemek gerek. Beri yandan da günümüzde geçen bu tartışmaların aktörleri romanın elli yıl sonraki bölümlerdeki macerada sembolik roller üstleniyorlar. Merak edip henüz bilinç kazanmamış günümüz internetinde araştırdığınız zaman bu aktörlerin gerçekten var ya da yaşamış olduklarını da görüyoruz. Bu açıdan da ilginç özellikler taşıyor kitap. Gerçek bilim insanlarını bir kurgunun parçası yapıyor. İsimlerini elli yıl sonraya taşıyıp bir sembolik kafeye veriyor örneğin. Bir isyanın kodları haline getiriyor.

“İnternet insan gibi bilinç kazanabilir mi”, “insan bilinci nedir” gibi sorularla devam eden kitap belki roman geleneğinin dolaylı olarak yüzlerce yıldır çevresinde dolaştığı o soruyu doğrudan soruyor: İnsan nedir? Elbette tıpkı diğerleri gibi cevap vermiyor ama ilginç spekülasyonlar yapıyor. Ve bütün bunları akıcı bir macera içinde gerçekleştiriyor. Bu haliyle iyi bir çeviriye benziyor aslında.

Evet 2050’lerde geçen 2084 dünyasına fazla kalmadı. İnternet bilinç kazanır mı bilinmez ama alıcılarını sabit ve mobil araçlarla günlük hayatımızın her gün biraz daha derinliklerine daldırdığı da bir gerçek. Üstelik geri dönülmez bir biçimde. İkibinseksendört bu gelişimin sonuçlarının alegorisi olarak da okunabilir. Bu alegoride apartman holleri haşlanmış lahana kokmuyor ama hayatın kendisi haşlanmış lahanaya benziyor.

 

 

Yazı İçin Tıklayın

Yorum bırakın